Son Dakika
Anasayfa / İslami Makaleler / İmanımızı kaybetmemek için neler yapmalıyız

İmanımızı kaybetmemek için neler yapmalıyız

Soru Detayı

Ya bir gün imanı kaybedersek imanımızı kaybetmemek için neler yapmalıyız? Allah’a her namazımda dua ediyorum beni bırakma benim kalbimi dininde sabit kıl imanımı sabit kıl diye. Ben asla imansız kalmak istemiyorum ben güzel faydalı bir Müslüman olmak ve öyle ölmek istiyorum. Bunun için ne veya neler yapmalıyım, nasıl yaşamalıyım?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Bizim ilk vazifemiz Allah’a ve diğer beş iman esasına, yani Kitaplara, Resullere, Meleklere, Ahirete ve Kadere Allah’ın istediği şekilde iman etmektir.

Bu cümlenin son kısmı özellikle günümüzde fevkalade önemlidir. Çünkü günümüzde öyle insanlarla karşılaşıyoruz ki, kendini Müslüman sanıyor ama bakıyorsunuz ki alenen İmana ve İslama aykırı söz ve davranışları olabiliyor. Evet Allah’a iman ediyor ama nefsinin ve nakıs aklının istediği şekilde iman ediyor, Allah’ın istediği ve Peygamberinin (asm) öğrettiği şekilde değil.

Unutmayalım ki Kuran ve Siyer kitapları Mekke dönemindeki müşriklerden bahseder. Yani bir şekliyle “Allah” inançları var ama kendi akıllarınca, kendi nefislerince, kendi zanlarınca var… Yani işlerine nasıl geliyorsa öyle kabul etmişler; aynı günümüz müşrikleri gibi!

Bol sıfırlı bir sayının ilk rakamı “1” değil de sıfırsa, ardına ne kadar sıfır eklersek ekleyelim, başına “1” yazmazsak o sıfırlar hiç bir değer ifade etmez.

İşte ahirette ebedi adresimizi belirleyecek sayının ilk “1” rakamı imanımızdır. Salih amellerimiz ise sonraki sıfırları oluşturacaktır.

Onun için tekrar ve ısrarla diyoruz ki ilk iş imanın 6 esasına Allah’ın istediği şekilde iman etmektir.

Peki bu yeter mi?

Elbette yetmez! Hem yetmez, hem de sürekli olarak, canımız tende olduğu müddetçe her gün, her an bu imanımızı geliştirmek, pekiştirmek mecburiyetindeyiz.

İman öyle bir şeydir ki, adeta akıntıya karşı yüzmek gibidir. Ne zaman ki dururuz akıntı bizi gerisin geri, hatta Allah korusun daha da geri götürebilir.

Onun için büyük bir nimet olan imanımızı, sürekli olarak inkişaf ettirmeli ve tahkiki imana ulaşmaya gayret etmeliyiz.

Nedir tahkiki iman?

Cenab-ı Hak bizden, gerek maddede, gerek maneviyatta, gerek şahsımızda, gerek dünyamızda, gerekse de kainattaki her şey üzerindeki O’nun varlık ve birlik damgalarını görmemizi, gördükçe O’nun isim ve sıfatlarını tanımamızı, tanıdıkça da O’nun varlığı konusunda mutmain olmamızı, oldukça da O’nun istediklerini artan bir huşu içerisinde yapmamızı ve men ettiklerinden de gene aynı huşu içerisinde kaçınmamızı istemektedir.

Bu da ancak ve ancak imanımızı arttırmakla mümkün olur.

Kuran, başından sonuna kadar bize imanımızı arttırmayı adeta emretmekte ve bunun için ısrarla kainattaki küçük-büyük, canlı-cansız her şeyi gözlemleyip tefekkür etmemizi istemektedir. Onun içindir ki hadiste mealen denmiş ki “bir saat tefekkür bir sene nafile ibadetten evladır!” Çünkü bu tefekkür bizim imanımızı arttıracaktır.

Mesela mandalina!

Bol C Vitaminli, sulu, hafif mayhoş tadı pek hoşumuza giden ve şifa kaynağı bir kış meyvesi.

Biliriz ki hikmetine binaen Allah bu kainatta hep sebeplerle iş görür.

Biz de bu sebeplere sarılarak mandalina yemek için çekirdeğini mevsiminde münasip bir toprağa ekeriz, sularız, gübreleriz. Böylece sırayla fidan olsun, ağaç olsun, bereketli mahsul versin diye Rabb-ül Alemin’e dua ederiz, ta ki mandalina meyvesini yiyebilelim.

İman etmişiz ki;

“Şüphesiz ki Allah, daneleri ve çekirdekleri onlardan bitkiler çıkarmak üzere çatlatıp yarandır. Ölüden diriyi çıkarır; diriden de ölüyü çıkarandır. İşte Rabbiniz olan Allah budur; öyle ise haktan nasıl çevriliyorsunuz?” (Enam 95)

Ve

“Hem göklerin ve yerin orduları, Allah’ındır! Çünki Allah, Azîz, kudreti daima üstün gelendir, Hakîm, her işi hikmetli olandır.” (Fetih 7)

Çünkü biliriz ki;

Karbon, oksijen, hidrojen ve azot atomlarının muhtelif cansız, hayatsız, ilimsiz, hikmetsiz, şuursuz, kudretsiz terkiplerinden oluşan mandalina çekirdeği;

Kök salmayı, ağacın gövdesini oluşturmayı, dal budak genişletmeyi, yaprak ve çiçek açmayı, çiçekleri meyveye dönüştürmeyi, topraktan aldığı kovalarca gübreli ve çamurlu suyu metrelerce yukarı taşımayı, bize göre pis olan bu sudan mis gibi kokan lezzetli meyveyi yapmayı, hatta onu dilimlemeyi, ona şekil ve renk vermeyi, dışını da kabukla muhafaza etmeyi ve en sonunda da o meyvenin içine gene bütün bu işleri bilen bir çekirdeği yerleştirmeyi bilmez!

İşte meallerini verdiğimiz ayetlerde ifade edildiği gibi bütün bu işlerin arkasında Allah vardır. Allah’ın ordusu olan “zerreler” veya “atomlar” da Bismillah diyerek O’nun emriyle, O’nun namına, O’nun ilmiyle, O’nun sanatıyla, O’nun koyduğu sebepler ve kanunlar çerçevesinde harekete geçerek çekirdeği köke, kökü ağaca, ağacı çiçeğe, çiçeği meyveye çevirip, sonunda o meyvenin içine gene bu çekirdekten, hem de kat kat fazlasıyla koyar, Feya Sübhanallah!

Yoksa cahil, kıt akıllı insan, isterse en gelişmiş laboratuvarlara gitsin, bütün ilim insanlarını toplasın, değil Allah’ın hikmetli yarattığı bir mandalinanın benzerini yapmak, acı kabuğunu dahi yapamaz!

İşte, bu ve benzeri tefekkürlerle gözümüzün önünde her an olan sonsuz mucizelere şahit oldukça her şeyin arkasında işleyen Allah’ı görebilir ve böylece de imanımızı inkişaf ettirebiliriz ve ettirmeliyiz.

İşte biz, her an şahit ve çoğu zaman da gafil olduğumuz ve ünsiyet peyda ettiğimiz canlı-cansız, şuurlu-şuursuz bütün mahlukatta, gözümüzün önünde daima olup biten bu sayısız mucizelerin, özellikle de “hayat” mucizesinin farkına varıp idrak ettikçe kılacağımız namazdan vereceğimiz zekattan, kaçınacağımız harama kadar her konuda daha huşu içerisinde, daha şuurlu ve takvalı olacağımız muhakkaktır.

Mucize isteyenlere de ayrıca sormak lazım; uçmak mı daha büyük mucizedir, yoksa karbon atomlarından oluşan ruhsuz, şuursuz, ilimsiz, hikmetsiz, bizi tanımayan ve özünde odun olan mandalina ağacının, üstelik de kendisinin hiçbir işine yaramayan meyvesini dilimleyerek bize ikram etmesi mi?

Ayet-i Kerimede mealen buyrulmuş:

“İnkâr edenler yeryüzünde hiç dolaşmadılar mı ki, kendileri için onlarla akıl erdirecekleri kalpler ve onlarla işitecekleri kulaklar olsun! Ama şu gerçek ki, gözler kör olmaz, fakat göğüslerdeki kalpler, basiretler kör olur.” (Hac 46)

Kalbimizi Cenab-ı Hakk’a tam bir teslimiyetle ve ihlasla açalım ki, O’nun inayetiyle hakikati görenlerden ve hidayete erenlerden olalım, Amin!

Hakkında admin

İlginizi Çekebilir

HOŞGÖRÜ

                            HOŞGÖRÜ Allahü teâlâyı ve Peygamber efendimizi seven kimse, insanların kusurlarına bakmaz, hoşgörülü olur. …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

TUTSELA Müslüman Dini Sitesi